Bizi Bekleyen İki Tehlike


Mehmet Beyhan

Mehmet Beyhan

22 Şubat 2017, 18:16

Batı dünyasının siyasi gündemine baktığımızda, giderek tekrar Milliyetçiliğe doğru bir eğilim içinde olduğunu görebiliyoruz. Bu eğilimin giderek geliştiğinin en somut örneği, ABD seçimlerinde Donald Trump’ın seçilmesi oldu. Çünkü Donald Trump, seçim kampanyasını Milliyetçilik üzerine kurdu ve seçimi kazandı. Der Spiegel, iki hafta önce  yayınladığı bir analiz de, Trump’ın seçilmesinin Avrupa’da belli bir tabanı olan Milliyetçiliğin daha da yükselmesine sebep olacağını ileri sürdü. Gerçekten de Avrupa’daki yazılıp çizilenlere baktığımızda, giderek milliyetçi söylemlerin ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Ancak  yazılanları analiz ettiğimizde, bu Milliyetçiliğin ırk temelinde değil, kültür ve din temelinde olduğunu görüyoruz.

Sosyal  ve siyasal olayların ortaya çıkış nedenleri ile ilgili yapılmış akademik çalışmaları okuduğumuzda, hiç bir olayın kendiliğinden ortaya çıkmadığını anlıyoruz. Olayları hazırlayan bazı sebeplerin ve bu olayların yarattığı algılara tepki olarak ortaya çıktığını görüyoruz.

Peki Batı dünyasında Milliyetçilik fikirlerinin yükselmesine hangi nedenler etki ediyor?

Batı da, Milliyetçilik fikirlerinin yükselmesinde birçok etken olabilir ama ben iki temel nedenin ön plana çıktığını  görüyorum. Bunlardan birincisi; Avrupa da gerçekleşen terör saldırılarıdır. Milliyetçi çevrelerin bunu kullanarak kendi siyasi hedefleri için, din ve kültür temelinde kendilerinde olmayanlara karşı özellikle de Müslümanlara karşı bir tutum geliştiriyorlar. Bu tutum bazen mescitlerin kundaklanmasına, bazen otobüste, trende, başörtülü yada sakallı birine saldırı olarak gerçekleşiyor. İkinci neden ise; Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yabancı düşmanlığının artmasına sebep olmaktadır. Milliyetçi çevreler, ’yabancıların ülkelerine gelip ucuza çalışmasıyla kendi insanlarının işsiz kalmasına sebep olmaktadır’’ tezini ileri sürerek sürekli Milliyetçi düşüncelerin diri tutmasını sağlıyorlar. Bu iki gerekçenin  nedenleri üzerinde düşündüğümüzde, biri en temel hak olan yaşam hakkıyla ilgili, diğeri yaşamını sürdürebilmesi için en temel hak olan karnın doyurulmasıyla ilgili. Milliyetçi çevreler, tezlerini bu iki temel insani değere dayandırdığı için; Batıda, terör saldırıları ve ekonomik kriz olduğu sürece Milliyetçiliğin giderek etkili olacağını düşünüyorum.

Batı dünyasında Milliyetçi fikirlerin yükselmesi devam ederken; Türkiye’nin ana gündemi Referandum, Suriye’deki gelişmeler ve terör olaylarının yanı sıra iç politikadan kaynaklanan bir takım kısır politik çekişmeler. Ne yazık ki Türkiye’de ki büyük medya kuruluşlarının  geneli de iç politikadaki gündemin parçası olmuş, ’tarafgirlik’’ anlayışıyla ya hükümet taraftarı yada karşıtı olmuşlardır. Çok az sayıdaki insanın kıymetli çabalarını istisna edersek, maalesef yazarlarımızın çoğu iç politikaya o kadar odaklanmışlar ki dünyada ki gelişmelere karşı kayıtsız kalıyorlar.

Oysa dünyanın sadece Türkiye’den ibaret olmadığını, dünyadaki gelişmelerin bizim üzerimizde sonuçlarının olacağını hesap etmemiz lazım. Medya’nın asli vazifelerinden biri de dünyadaki gelişmeleri takip edip, toplumu bekleyen tehlikelere karşı ‘’uyarı’’ vazifesini yapmaktır. Bu bağlamda, Düşünce Mektebi’nde beni takip eden dostlarıma karşı duyduğum sorumluluğun bir gereği olarak, gelmekte olan iki tehlikeye karşı uyarı vazifemi yapmak istiyorum.

Batı dünyasında Türkiye ile ilgili yorumlara baktığımızda bizi iki tehlikenin beklediğini görüyorum. Birincisi; Milliyetçi fikirlerin yükselmesi din ve kültür temelinde olduğu için, bize olumsuz etkilerinin en başında, bu yılki yapılacak 24 Nisan 1915 olaylarının sözde ‘’Ermeni soykırımı’’ anma törenlerine yansıyacağını düşünüyorum. Daha şimdiden Batıda ki Ermeni Lobilerin faaliyetlerine başladığını görüyorum. Ermeni Lobilerin Batıda yükselen Milliyetçiliği de kullanarak, Türkiye’yi uluslararası toplumda, bu yıl daha fazla sıkıştırmayı hedefleyeceğini ön görüyorum. Ermeni Lobilerinin bu faaliyetleri, hem Türkiye Ermeni ilişkilerine zarar verir, hem de Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine daha fazla zarar verecektir.  

Unutulmaması gerekir ki Türkiye Avrupa birliği ilişkileri siyasi ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkilerin de olduğu, karşılıklı ihracatları mevcuttur. Dolayısıyla Türkiye Avrupa birliği ilişkilerinin gerginleşmesi, her iki tarafta yaşayan bizim gibi sade vatandaşların günlük yaşantısının da olumsuz etkilenmesi demektir.

İkinci tehlike ise; Yaklaşan Referandumu fırsat bilerek bir takım toplumsal gerginlikler çıkartmak için spesifik saldırılar yapmayı deneyebilirler. İktidarıyla muhalefetiyle, herkesin hepimizin bu tür olaylara fırsat vermemek için ortak sorumluluğumuz vardır.

Yaklaşmakta olan bu iki tehlikeyi ve daha başka tehlikeleri bertaraf etmek için, birleştirici bir dile, husumetleri azaltacak bir adalete, aramızdaki sevginin gelişmesine etki edecek bir merhamete, farklıklarımıza tahammül edecek bir sabra, sorunlarımızı doğru tespit eden bir basirete, sorunlarımızı çözmek için derin bir akla; ülkemizi, coğrafyamızı ve dünyadaki ezilen, tüm insanlık ailesi ile dayanışmayı esas alan kuşatıcı bir vizyona ihtiyacımız vardır.

Umarım bu uyarılarım daha geniş kitlelere ulaşarak, iktidarıyla, muhalefetiyle, yazarıyla, okuruyla, üzerinde düşünerek, harici ve dahili  tüm tehlikelere karşı toplumsal yapımızı güçlendirerek, erdemli bir toplumunun inşası için, elimizden geleni yaparız.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Okan Acar - 3 ay önce
Güzel analiz ve tespitler var.. Türkiye'nin Mısırla ilişkilerini düzeltmesi fikrine kesinlikle katılıyorum.