HAKİKATLER VE POST-MODERNİST BİR YANILSAMA


Murat ERAT

Murat ERAT

05 Eylül 2018, 13:31

Günümüz sosyal bilimleri, özellikle felsefe ve sosyoloji, amaçtan sapmışlık anlamında diğer modern bilimlerden önde gelmektedir. Oysa St. Thomas Agustine’nin dediği gibi, saadete erme maksadı dışında insanoğlunun felsefe yapması için hiçbir sebep yoktur.

Felsefe ve sosyoloji bilimlerinin insanoğlunun önüne koyduğu haritanın, ihmal ettiği, burun kıvırdığı hakikatler, bilim literatürü dahiline alınmadıkça, sosyal bilimler “insan eksenli” orjinal bir bilim olma özelliğine asla geri dönemeyecektir. 

Çevre kirlenmesine karşı savaşmak, tabiatın yarattıklarını korumak, yeni enerji kaynakları bulmak ve barış içinde birlikte yaşamayı sağlayacak daha işler anlaşmalara varmak amacıyla daha çok kaynak seferber etmekle çağdaş dünyanın yıkıcı güçlerini denetim altına alabileceğimizi sanıyorsak hakikatlerden kaçıyoruz demektir. Gerçi servet, eğitim, bilimsel araştırma ve daha başka birçok kaynak uygarlık için gereklidir. Ama bugün en çok gerekli olan, bu araçların hizmet edeceği amaçların yeniden gözden geçirilmesi ve değiştirilmesidir. Bu da her şeyden önce maddi şeyleri ait oldukları yere yerleştiren bir yaşam tarzının geliştirilmesi ile mümkündür.

Madde; bitki, hayvan ve insan şeklinde görünen varlıklar zinciri arasındaki farklarla ilgilidir. Madde ile bitki arasında ‘hayat’, bitki ile hayvan arasında ‘şuur’, insanla hayvan arasında ‘kendini bilme’ farkları vardır. Bu durum varlık kademelerinde insana doğru çıkışta ‘manevileşme’ seyrini gösterdiği gibi, insanın üzerinde varlık kademelerinin bulunduğuna da işaret eder.

Modern dünya çalışmalarını madde üzerinde yoğunlaştırmış, bitkiyi bitki, hayvanı hayvan, insanı insan yapan esaslı farkları görmezden gelmiştir. Bu görüş eksikliğinin sebebi hayatın, şuurun, kendini bilmenin karmaşıklık derecesi ne olursa olsun temelde maddeye bağlı yan olgu olarak kabul edilmesidir. 



Felsefe öğretisinin ihmal ettiği bu durumdan sonraki bir başka büyük hakikat ise; eşyadan aynı bedensel algıları aldığımız halde farklı zihni donanıma sahip olduğumuz için görüş, anlayış ve kavrayış seviyelerimizin farklı oluşudur. Bilimin seviyesi bilginin konusunu anlayacak yeterlilikte olmalıdır. Böyle bir yeterliliğe sahip olmadıkça gerçeğin en ince, en hassas yönleri kavranamaz. Beyin dört varlık kademesinin en aşağısında bulunan maddeyi kavramakta yeterli olabilse de, görünmez ve ölçülmez unsurlar taşıyan varlıkları kucaklamada yeterli değildir. Yüksek varlık kademeleriyle temas kurabilmek ancak kalp ile mümkünüdür. Materyalist bilim dünyası kalbin bu rolüne dair bir ön kabul, bir inanç taşımaz. Beş duyunun ve aklın dar penceresinden varlığın bütün boyutlarını göremediği gibi bize yanlış, yoksullaştırılmış bir dünya sunar. Kısaca her şeyden önce hayatın, bilincin maddeden apayrı bilgi konuları olduğuna inanmalıyız ki onları kavrayacak bir vasıtaya başvuralım. İnançsızlık, inanmakla kullanacağımız kabiliyetleri bizde öldürür, bizi alem karşısında yetersiz kılar. Yetersizlik bilgisizliğe yol açar ve bizi sadece kalbimizle kavrayacağımız hakikatlerden mahrum kılar.

Bilginin madde dünyasında genişleyip derinleşmesi ‘anlamak için bilim’ yerine ‘yönetmek için bilim’ anlayışını doğurmuş ve bunun  sonucu olarak tabiat, Tanrı’nın sanatı olmaktan çıkıp sömürülecek bir madene dönüşmüştür. Özellikle Batı orjinli felsefe, psikoloji ve sosyoloji bilimlerinin bu amaç üzerine kurulması, modern bilimde anlamdan sapmanın bariz bir göstergesidir. Modern dünyanın madde eksenli, inançsız yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Onun içindir ki artık modern bilim dünyaya, insana ve diğer nesnelere post-modern bir perspektif kazandırmaya çalışmaktadır.

Modern bilimin görmezden geldiği bir diğer hakikat ise; problemlerin yakınsayan ve ıraksayan problemler olarak ayrılması ve çözüm yollarının farklı olmasıdır. ‘İnsan gücüyle çalışan iki tekerlikli bir araç nasıl yapılabilir?’ problemi, çeşitli görüşleri bisiklet üzerinde yakınlaştırarak birleştirir. Bu tür problemler yakınsayan türdendir. Buna mukabil istikrar ve değişim, gelenek ve yenileşme (inovasyon), kamu çıkarı ve özel çıkar, planlama ve serbesti, disiplin ve hürriyet, eşitlik ve özgürlük çiftlerinden hangisinin makbul olacağı hakkındaki görüşler kendi istikametlerinde tarafları ve görüşleri birbirinden daha ırak düşürür. Hayat, şuur, kendini bilme gibi yüksek varlık düzeylerini içeren problemlerde ıraksanma beklemeliyiz. Iraksayan problemler, yakınsayan problemlerin aksine nihai çözüme kavuşturulamaz. Sosyal bilimler ile fen bilimleri arasında bir ayrışma nedeni olan bu durum ancak aşk, merhamet, adalet, kardeşlik gibi yüksek güçlerin müdahalesi ile aşılabilir.

Modern bilim insanoğluna göklerin kapısını kapattı, cansız madde ve yakınsayan problemlerde muazzam enerji ve hüner göstererek kendisini yeryüzüne hapsetti. Maveradan (gökyüzü) koparak masivaya (yeryüzü) hapsolmuş insanoğlunun asıl problemi iktisadi ve teknolojik değil, ahlakidir.  İnsanın ve toplumun içsel restorasyon(onarımı) sorunudur. Bu bakımdan modernizmin kulakardı ettiği  hakikatler ışığında çalışmaya koyulmak gerekiyor. Yaşama sanatı, yol ayrımı gelince orada dönmeyi bilmektir. Yol ayrımının zamanı gelmiştir.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.