Fransa'da ki saldırıda Georges Wolinski'ninde hayatını kaybettiği açıklandı. Peki Georges Wolinski kimdir?

Fransa'nın Paris şehrinde Charlie Hedbo dergisine yapılan saldırı sonrasında ilginç ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Son bilgilere göre saldırıda ünlü karikatürist Georges Wolinski'nin de hayatını kaybettiği açıklandı. Peki Georges Wolinski kimdir? Hepsi haberimizde...

Fransa'da ki saldırıda Georges Wolinski'ninde hayatını kaybettiği açıklandı. Peki Georges Wolinski kimdir?

Fransa'nın Paris şehrinde Charlie Hedbo dergisine yapılan saldırı sonrasında ilginç ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Son bilgilere göre saldırıda ünlü karikatürist Georges Wolinski'nin de hayatını kaybettiği açıklandı. Peki Georges Wolinski kimdir? Hepsi haberimizin devamında...

ransa'da dergiye yapılan ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıda ilginç bir detay ortaya çıktı. Ölenlerin arasında ünlü karikatürist Georges Wolinski'nin de olduğu öğrenildi.
Paris’teki kanlı Charlie Hedbo saldırısında ölenler arasında yer alan  Georges Wolinski, Türk karikatürseverlerin yakından tanıdığı bir isim. Wolinski, daha önce defalarca Türkiye’ye gelmiş 2010 yılında ise eserlerinden oluşan sergi açmıştı.  
 
2010 yılındaki sergisinde Wolinski'nin basında yer alan desen ve illüstrasyonlarından seçmelerin yanı sıra İstanbul, Hindistan, Meksika, Brezilya, Rusya ve Kamboçya'ya ilişkin röportaj-çizimlerin de yer aldığı sergide sanatçının satışa sunulan eserleri, kelimenin tam anlamıyla kapışılmıştı. Wolinski, 50 yıllık çizerlik yaşamı boyunca siyasi ve erotik mizahı, çağdaşlarına yönelttiği keskin ve eleştirel bakışı, doğal bir biçimde kışkırtıcı olduğu kadar sevecenlik taşıyan stili, Fransız basını üzerinde sürekli bir etkiye sahip olma özelliği taşıyordu. 
 
1934 Tunus doğumlu Georges Wolinski, yazar Ertuğrul Özkök'ün sürekli bahsettiği hayranlık duyduğu bir isim. 2010 yılında Türkiye'ye gelerek, endi çizgilerinin yer aldığı karikatür sergisi açan ünlü karikatürist, İstanbul ziyareti sırasında (3 Nisan 2010), Akşam gazetesine de bir röportaj vermişti.

İşte, o röportaj:

Farklı olmak sevmeye engel değil

Fransızların ünlü karikatüristi George Wolinski'nin çizgileri İstanbul'da sergileniyor. Kendisi, politik karikatürleriyle ve kadınları ele aldığı, erotizmin eksik olmadığı kareleriyle dikkat çekiyor. Wolinski'ye kendi hikayesini, politikayı ve kadınlarını sorduk.

50 yıllık karikatürcülüğünün 10 yılını Fransızların ünlü mizah dergisi Charlie Hebdo'nun yayın yönetmenliğinde geçirmiş, L'Humanite gibi politik yayınlardan Paris Match gibi magazin dergilerine kadar pek çok yerde çizmiş, karikatürleri 100'e yakın kitapta toplanmış Fransız karikatürist George Wolinski'den bir seçki bugünlerde İstanbul'da sergileniyor. Wolinski'nin İstanbul ve Türkiye'yle ilişkisi, Charli Hebdo'yla bizim buradaki Leman arasında 'kardeşlik' ilişkisinin başladığı 10 yıl öncesine uzanıyor. Derginin diğer yazarlarıyla 2002'de katıldığı, Leman'ın iki günlük İstanbul davetinin ardından sık sık gelmeye devam etmiş. İstanbul'u çizdiği karikatürlerinde özellikle Doğu-Batı meseleleri dikkat çekiyor. Konu hakkındaki fikrini sorduğumuzda, 'farklı kültürlere sahip olmak, tanımaya, yakınlaşmaya, sevmeye engel değil neyse ki' fikrini işleyen bir karikatürünü gösteriyor.
İstanbul dışında Rusya, Brezilya, Kamboçya, Meksika, Hindistan gibi ülkeleri gezip çizgi-röportajlar yapan Wolinski, politik karikatürlerinin yanı sıra kadınları ve erotizmi işlediği çizgileriyle de tanınıyor. Wolinski'nin sergisini gezerken fikrini sorduğumuz Leman dergisi çizerlerinden Kemal Artan, onun çizgilerini, 'Fikrini basit ve netçe anlatıyor, kadınları iyi tanıyor, karikatürlerinde hem erkek hem de kadın bakışını aynı karede yansıtabiliyor' sözleriyle anlatıyor. Wolinski'nin çizgilerinin, 2 Mayıs'a kadar Cihangir'deki İn Situ galerisinde sergilenecek.

- Karikatüre nasıl başladınız?

Okulda başarılı bir öğrenci değildim ve geleceğim de pek parlak sayılmazdı. Çizmek dışında sevdiğim bir şey yoktu. 1950'lerin sonlarında, Cezayir savaşı sırasında Hara Kiri adında bir dergi çıkmaya başladı. Amerikalı Mad dergisinin çizerlerine özeniyordum, şimdiki gibi basit değil, detaycı bir çizgim vardı o ilk zamanlarda. Bir gün bazı çizimlerimi Hara Kiri'ye götürdüm, yayın yönetmeni onları beğenip bastı ve öylece başladım bu işe.

ÇOK ZAFERLER KAZANDIK

- Hala aynı heyecanla çizer misiniz?

Heyecan azalıyor elbette. Zamanında çok etkili olup heyecanlı zaferler kazandık. 1980'li yıllara kadar diyebilirim... 1950'lerin 60'ların toplumuyla bugünkü arasında özgürlükler bakımından büyük farklar var. Mizah da bu değişimin içindeydi hep. Sadece bizde değil, mesela Türkiye'deki kadınlara bakarsanız da bunu anlarsınız.

- Bugünlerde en çok ne hakkında çiziyorsunuz?

Sarkozy'yi çok çiziyorum; genç ve devamlı hareket halinde çünkü. 50 yıllık karikatürcülüğümde iktidardaki herkesi çizdim, De Gaulle Pompidou, Chirac, Mitterand... Ama en çok Mitterand'ı keyifle çizdim. Solcuydu çünkü, ben de öyleyim.

- Sarkozy'de daha çok malzeme yok mu; sürekli tartışmalara konu oluyor, eşi model...

Doğru, onda daha çok malzeme var. Mitterrand gizemli bir adamdı ama benim neslimin insanıydı; aynı kültürü paylaşıyorduk, okuduğumuz yazarlar aynıydı, tanıştık, yemek yedik...

KİMSE ELEŞTİRİLMEZ, ÇİZİLMEZ DEĞİLDİR

- Onu da eleştirir miydiniz?

Tabii ki. Kimse dokunulmaz, eleştirilmez, çizilmez değildir. Bu işin özü bu. Yine de ikiyüzlü olmayalım; sevdiğimiz insanlara saldıramayız hiçbir zaman. Mesela Segolene Royal'i de çiziyorum, eleştiriyorum ama sevdiğim için saldırmıyorum, Sarkozy'ye ise çok saldırıyorum. Buradan kötü biri olduğum sonucu çıkmasın, karikatüristler kötü kişiler değildir.

- Bir karikatürünüzden dolayı hakkınızda dava açıldı mı hiç, çok tepki çektiğiniz oldu mu?

Bir mizahçı işini iyi yaptığı zaman kesinlikle iktidarı rahatsız edecektir. Fransa'da mizah Fransız ihtilalinden sonra başlıyor, o dönemde hapse atılan çizerler vardı, ordunun yaptığı olumsuz uygulamaları çizdiği için. Bizim işimiz yolunda gitmeyen her şeyi görmek ve bunları çizmek. Benim büyük bir şansım var. Gerçekten özgürlükçü, kendimi ifade etme fırsatı veren bir ülkede yaşıyorum, istediğimi çizip istediğimi söylüyorum. Bundan dolayı ceza almayacağımı biliyorum.

- Ününüzü politik çizgilerinize mi, yoksa kadınları çizdiğiniz karikatürlerinize mi borçlusunuz?

Her ikisine de. Kadınları neden bu kadar çok çizdiğimi sorarlar hep, 'Sevdiğim için' derim ben de. Dünyada kadınlar kadar güzel başka bir şey yoktur.

- Çizgilerinizde kadınları güçlü kişilikler olarak işliyorsunuz ve erotizm de eksik olmuyor...

Geleneksel yapının güçlü olduğu yerlerde kadın gerektiği kadar öne çıkmıyor. Mesela İslam'ın etkili olduğu yerlerde kadın korkusunun yaşandığını düşünüyorum; erkeklerin ellerindeki işi almalarından, iktidarlarına ortak olmalarından duyulan korku... Benim çizdiğim kadınlar erkekler kadar rahat, aktif, güçlü. Erkekler nasıl isteklerini gizlemek zorunda kalmıyorlarsa kadınlar da kalmıyor. Böyle olduğu düşünüyorum.

- Türkiye'den beğendiğiniz çizerler kimlerdir?

Türk mizahı, İngiliz mizahı, Fransız mizahı diye ayırım yapmıyorum, hepsi birbirine benzer. Türkiye'de iyi karikatürist çok var. Ramize Erer'i çok beğeniyorum. Özgün bir çizgisi var ve mizahın erkeklere özgü olmadığını gösteriyor.

Eleştirel çizgi yeniden güçleniyor

Charlie Hebdo, Fransa'da etkili bir muhalefet odağı olarak yayın yapan, tirajı sürekli 100 binlerle ifade edilmiş bir mizah dergisi. Uzun yıllarını bu derginin yönetmenlik koltuğunda oturarak geçirmiş Wolinski, çok satmanın, etkili olmanın nedenini politik döneme bağlıyor; 'Hara Kiri'nin yöneticisi bir işadamı değildi, büyük hatalar yaptı ve finansal nedenlerden kapanma noktasına geldi. 1968'lere kadar zar zor çıkarıyorduk, periyodu düzensizdi, dağıtımı sokaklarda yapılıyordu. 1968'de haftalık olarak çıkarmaya başladık ve politik bir dergiye dönüştürdük. Politik işler yapmaya başladığınızda sizi ciddiye alıyorlar. De Gaulle öldüğünde yapılan kapak herkesi kızdırdığı için kapatıldık. Sonra Charlie Hebdo'yu çıkararak aynı çizgiyi sürdürdüğümüzde çok sattık. Hayatımızda ilk kez karikatürden para kazanıyorduk. 1980'lere kadar işler gayet iyi gitti. O tarihten sonra toplumun mantalitesi değişti, 1968'in zihniyeti kayboldu, paradan başka her şey önemsizleşti. Bizim ekolojiye, sosyal adalete önem veren yayın çizgimiz demode oldu. Daha az satmaya başladık ve 1990'ların başında iflas ettik. 10 yıl sonra da tekrar çıkarmaya başladık, yayın çizgimiz değişmedi, yine iyi satıyoruz. Yalnızca paranın hükmettiği toplumu eleştiriyoruz. Bu çizgi toplumda da yeniden güçleniyor.'
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.