Diyanet'ten 'sosyal medya' uyarısı

Kutsal Topraklara gidecek olan Hacı adaylarına tavsiyelerde bulunan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yaptığı açıklamada "Sosyal medya aracılığı ile insanlar, birbirlerinin yüzüne söylemeyeceği her türlü sövgüyü taşıyabiliyorlar. Gerek yüz yüze, söz söze, gerek yazı ile hiç kimse, kimseye hakaret etmesin" dedi.

Diyanet'ten 'sosyal medya' uyarısı

Kutsal Topraklara gidecek olan Hacı adaylarına tavsiyelerde bulunan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yaptığı açıklamada "Sosyal medya aracılığı ile insanlar, birbirlerinin yüzüne söylemeyeceği her türlü sövgüyü taşıyabiliyorlar. Gerek yüz yüze, söz söze, gerek yazı ile hiç kimse, kimseye hakaret etmesin" dedi.

Kabe-i Muazzama’da bir Türk vaizin hac ve umre zamanlarında Türk hacı adaylarına vaaz verebilmesi için yazışma yaptıklarını kaydeden Başkan Prof. Dr. Görmez, ayda bir vaazlara kendisinin de gelmeyi taahhüt ettiğini, Suudi yetkililerin prensipte kabul ettikleri talebin metaf alanı genişletme çalışmalarından sonra uygulamaya girmesini ümit ettiklerini söyledi.

IŞİD’in tespiti ve çözümü ile alakalı soruyu cevaplandırırken de Başkan Prof. Dr. Mehmet Görmez, “IŞİD, Boko Haram gibi bütün bu yapıları ortaya çıkaran sebepleri İslam dünyasının yeniden masaya yatırması gerekiyor. Bir harici, bir de dahili sebepleri var. Müslümanlar hep harici sebeplere vurgu yapıyorlar ama dâhili sebepleri ifade etmekten kaçınıyorlar. Normal İslam şartları altında ortaya çıkan hareketler değil. Şiddet ve sömürgelerin altında yaralı vicdanların ortaya çıkarttığı organizasyonlardır” dedi.

Sıkıntının, dinle hayat arasında akıl ile vahiy arasında doğru ilişki kuramamaktan kaynaklandığına işaret eden Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü “Bu hareketlerin içerisinde bulunanların hangi eğitimi aldıklarını, hangi şeriat eğitiminden geçtiklerinin konuşulması gerekiyor. İnsan yetiştirme düzeneklerimizin gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ediyorum. Bu son derece önemlidir. Şiddeti kutsayan, vahşeti takdis eden, savaşta da olsa ahlak ve hukuk tanımayan, başka bir inanca karşı soykırım uygulayan, peygamber mezarlarını dahi bombalamayı yapanlar İslam’dan neşet ettiğini söyleyemez. Ama ortada bir vakıa, insanlar bu tür hareketlere sevk edilebiliyorlar. Yanı başımızda bir asra yakındır bütün şiddetlerin sebebi olarak gösterilen, başka bir milletin toprakları üzerinde bir devlet kurulması, (İsrail’i kast ederek) böyle bir Tevrat yorumundan kaynaklandı. Aynı benzer yorum IŞİD olayında da görülüyor. Dini metinler ile hayat arasında doğru ilişki kurmak, peygamberimizin hadislerini bugün doğru anlamak son derece önem arz ediyor. Küresel ölçekte, İslam’la ilgili yaşanan en büyük sıkıntı, İslamiyet’in bir ülkedeki varlığı meşruiyet sorununa dönüşsün isteniyor. İman, güvendir aslında. İmanın olduğu yerde güven olmalıdır. Yeryüzüne eman getiren İslamiyet güvenlik tehdidi olarak görülmeye başlandı. Yeryüzüne barış getiren İslam’ın varlığı yeryüzünde barışı tehdit eder hale getirildi. Bunu sadece IŞİD ile Boko Haram ile izah etmek, insanlığın aklı ile alay etmek anlamına gelir. Bunun dahili ve harici sebepleri üzerinde bütün insanlığın durması gerekir diye düşünüyorum.”

TÜRKİYE ULUSLARARASI İSLAM ÜNİVERSİTESİ KURUYOR

Bütün dünyadan öğrencisi olan İslami 5 üniversite olduğunu anlatan Başkan Görmez, “Mısır’daki El Ezher Üniversitesi, büyük âlimler yetiştirdi ama son asırda müfredat ile oynayarak ilmi seviyesini düşürdüler. Bugün Ezher’de okuyan 500 bin öğrenci var. Afrika’da 52 şubesi var. Endenozya’da şubesi var. İkincisi Medine İslam Üniversitesi. Dünyadan hocaları var iken güzel bir teşebbüs oldu. Körfez Savaşı’ndan sonra yabancı bütün hocaları gönderdiler, tek bir ideoloji üzerine (Vehhabilik) bir müfredat kuruldu. Burada da 80 bin yabancı öğrenci var. Üçüncüsü İslamabad Uluslararası İslam Üniversitesi’dir. Pakistan-Afganistan vasatı buranın gelişmesine imkan vermedi. Suudiler destek veriyor. Dördüncüsü Malezya İslam Üniversitesi’dir. Türkiye’den pek çok hoca burada görev yaptı. Şimdi ki Başbakanımız Davutoğlu dahil. Ben de gidiyordum son anda gitmedim. Malezya’da çok yabancı öğrenci var. İran’da Uluslararası Cami’tul Mustafa Üniversitesidir. İran’ın Kum şehrinde Şiilik üzerine kuruludur. 3 senedir üzerinde durduğum en önemli husus bu 5 üniversite, müfredatı dikkate alındığında bugün Müslümanların sorunların üstesinden gelecek bir bilgi üretemiyor. Buradan çıkan alimler, sorunları çözmek yerine, pek çok yerde sorun oluyor. Onun için İstanbul’da uluslararası İslam Üniversitesi kurarak İngilizce, Arapça ve Farsça dillerinde buralara alternatif olarak değil, buraları güçlendirme misyonu ile kurulmasının bence bütün İslam dünyası ve insanlık için çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

MEDENİYET ÜRETEN BİR ANLAYIŞLA HİZMET VERECEĞİZ

Türklerin tarihi de hep medeniyet üreten bir anlayış olduğu için, böyle bir projeye başlattıklarını anlatan Prof. Dr. Görmez, “Üstünlük olsun diye söylemiyorum. Daha büyük bir ufukla bilginin üretilmesidir. İfrat ve tefritten uzak, İstanbul’da kurulmasını Diyanet İşleri Başkanlığı kadar büyük bir proje olarak görüyorum. Diyanet Vakfı marifeti ile kurulan İSAM’ın olduğu yerde 29 Mayıs Üniversitesi var. Uluslararası İslam Üniversitesi’ne dönüştürmek üzere YÖK’e müracaat ettik. Ümraniye’de yerimiz var. Bizim Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Sofya’da üniversitelerimiz var. Strasburg, Frankfurt bünyesinde bize bağlı İlahiyat Fakülteleri var. Şimdi 3 yabancı dilde eğitim yapacak yeni bir İslam üniversitesi İstanbul’da kurulacaktır” diye konuştu.
Hac ibadeti hakkında da konuşan Görmez, “Hac Arafat’tan ibarettir. Arafat’tan önce yapılan bütün ibadetler Arafat’a hazırlıktır. Rabbimiz Arafat’a çıkmayı, gerçek vakfelerde bulunmayı hepimize nasip etsin. Hac ibadeti evrensel iman şölenidir. Hem şahsi, hem toplumsal, hem de evrensel boyutları var. Hac ibadeti semboller bütünüdür. Öyle manalar vardır ki, vakıf olduğumuzda haccı tevhit eğitimine dönüştürürler. Bütün ilahi dinlerin bize kazandırmak istediği çok önemli esaslar vardır. Varlığın bir anlamı var. Hiçbir şey başıboş yaratılmamıştır. İnsanoğlu bedenden etten, kemikten ibaret bir varlık değildir. İnsan ruhu ile kalbi ile sahip olduğu potansiyellerle çok değerli bir varlıktır. Varlık maddeden, fizikten ibaret değildir. Ötelerde metafizik alem vardır. Fizik alem bir nokta hükmündedir. Bütün ilahi dinler insanın bu düşünceye sahip olmasını istedi. Hayat dünyadan ibaret değildir. Bu dünya hayatı, ebedi hayatının önünde bulunan çok küçük bir zaman dilimidir. Bütün ilahi dinler bize bunu kazandırmak için vardır. İlahi dinler, insanların varlıkla, kainatla doğru ilişkiler kurmasını sağladılar. Hac ibadetinin hangi rüknüne bakarsanız bakın, insanlara bunu kazandırma gayesinde olduğunu görürsünüz” diye konuştu.

MODERN ZAMANDA İBADETLERİMİZİ YENİDEN DÜŞÜNMELİYİZ

Modern zamanlarda ibadetlerimiz üzerinde, yeniden düşünme mecburiyeti olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Sadece Hac ibadeti değil, namaz, zekat, oruç, kurban gibi ibadetlerimize göz attığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor. Neden bu ibadetler bizi silme barışa erdirmiyor. Bunca namaz, oruç, kurban, hac neden bir barış itidal, güzellik kazandırmıyor. İhrama giren her mümin, aynı zamanda şunu öğrenir. Bir börtü, böceğe bile dokunamayacağını, bir sineği bile, kendisine musallat olmuş bir pireyi bile incitemeyeceğini öğretir. Neden hacı olsak dahi acı olmaya devam ediyoruz. Neden insan, insana kıyıyor. Neden hala İslam dünyasında Müslümanlar, tarihin hiçbir döneminde görülmediği gibi bir Müslüman bir başka Müslümanın camisine girerek infilak ettirerek, mabetteki Müslümanların katline sebep olabilir. Modern zamanlarda hac ibadetinin iki büyük olumsuzlukla karşı karşıya olduğunu ifade etmek isterim. Bir tanesi, modernizasyonun getirdiği kolaylıkların hac ibadetini gölgelemesidir” dedi.

Kabe manzaralı odaların hac ibadetini gölgelediğini de kaydeden Görmez, “Bilhassa ibadet bizi değiştirirken bu tür etkenlerle, ibadetin ruhunu olumsuz yönde etkilemesi. Bu üzerinde ciddi düşünülmesi gereken bir husustur. Hac, temettü, ifrad, kıran gibi çeşitleri ile değil, VİP, otel tipi çeşitleri ile gündeme gelmeye başladı. Hudu ve huşu dediğimiz içtenlik samimiyet yerine, maalesef başka şeyler gündeme geliyor. Kabe manzaralı odalar, devre mülklerin konuşuluyor olması, bunların hac ibadetini gölgelemesi, ruhuna olumsuz tesiri bütün Müslümanların üzerinde düşünmesi gereken husustur. Bütün ibadetlerle alakalı kendimize sormamız gereken husus, neden ibadetlerimiz, dualarımız İslam dünyasındaki gözyaşlarını dindirmiyor. Neden, namazımız, haccımız kurbanımız bizi Rabbimize yaklaştırmıyor. Hac ibadetinin ruhunun önüne geçen neler var. İkinci büyük olumsuzluk ise, hac ibadeti bir uluslararası iman şöleni olduğu halde, bir tanışma ve bilişme mekanı olduğu halde, bireysellik egemen oldu. Burada her ülke kendi bayrağı altında, farklı bir getto oluşturarak, hem Mekke, Medine, Arafat’ta görüşemiyoruz. Sadece Kabe’de birbirimize dokunabiliyoruz. El Haccı Arefe hadisini şerh ederken derler ki, ‘Hac tanışmaktır, müminlerin buluşmasıdır.’ Bedenlerimizi buluşturuyoruz, ruhlarımızı buluşturmadan birbirimizden ayrılıyoruz. Bu da mutlaka üzerinde düşünmemiz gereken bir husustur” şeklinde konuştu. Arafat’ı terk ederken Müslümanların temizliği imanın yarısı değil, zerresi haline bile getirmediğine işaret eden Görmez, çadırlara çöp torbaları dağıtılarak, anonslar yapılarak Arafat’ta hiçbir çöp bırakmadan ayrılacaklarını kaydetti.

KABE’NİN KAPASİTESİ TALEPLERİ KARŞILAYAMIYOR

Türkiye’ye 1947 yılında ilk olarak hac ibadeti için resmi kanallar açıldığını anlatan Görmez, “O gün zor şartlar altında da çok az sayıda hacımız geldi. 1948 de döviz olmadığı için Türkiye’de hac yapılmayacak kararı alındı. 1953 de resmi organizasyonlar başladı. 1968 yılına kadar Suudi Arabistan’da hiçbir kayıt tutulmadı. 1968’de bütün dünyadan 318 bin 507 hacı geldi. İlk arşiv kaydıdır. O sene Türkiye’den gelen hacı sayısı 41 bindir. Milletimizin hac ibadetine olan aşkı son yıllarda ortaya çıkmış değildir. Tarih boyunca var oldu. 1987 de 960 bin hacı kutsal topraklara geldi. Türkiye’den katılanların sayısı 96 bindir. Bugün bu sene dahi, kotalardan dolayı 60 bin kişi olurken, 1987 yılında 96 bin hacı ile bütün hacıların yüzde 10’u Türklerden oluşuyordu. 1987’de Amman’da yapılan dış işleri bakanları toplantısında kota uygulaması başladı. Bugün 1 milyar 800 milyon Müslüman var. Hac ibadeti üzerine farz olanları dikkate alırsak, 10 milyon üzerinde bir talep ortaya çıkıyor. Sadece Türkiye’de 1.5 milyon bekleyen hacı adayı var. Endonezya, Malezya ve Mısır’da kayıtlarını yaptırıp bekleyen milyonlar var. Bugün bu 2-3 milyon dahi sığmıyor. İbadetlerini dahi hacıların yarısı sokaklarda, caddeler üzerinde yerine getiriyorlar. Medine’deki Mescid-i Nebevi kadar bir mekan açılsaydı, hac ibareti daha geniş bir Müslüman kitlesine hizmet verebilirdi. 1 milyonu aşınca, İslam ülkeleri dış işleri bakanları toplanıp, bakanlar kendi aralarında aldıkları bir karar ile Müslümanların binde 1 kadar kota vererek sınır getirdiler. O günden bu tarafa bu organizasyonu kotalar çerçevesinde gerçekleştirmek için gayret sarf ediyor. Gelmek isteyip de gelemeyenlerin yoksa gelenlerin sevinci mi Allah katında kıymetli uzun konuşabilecek bir konudur. 60 bin Türkiye’den 8 bin de Avrupa’dan vatandaşlarımızı aynı şemsiye altında buluşturuyoruz. 70 bin vatandaşımızı otellerimizden alıp, bir başka mekana Arafat’a götürüp, ibadetlerini yapmalarını sağlayarak, Müzdelifeye geçmek zor bir operasyondur. Yürüyemeyecek olanları özel olarak götürmek, hasta olanları çadır hastaneye taşımak arkadaşlarımızın fedakarlıkla yaptıkları hizmetlerdir” dedi.

YÜZYÜZE SÖYLEYEMEDİĞİNİZ HAKARETİ SOSYAL MEDYADAN YAPMAYIN

Kurban Bayramı ile alakalı birkaç hususu da sıralayan Görmez, “Kurban Bayramının Alemi İslam’a barış getirmesini niyaz ediyorum. Kurban Bayramında bizim yapacaklarımız vardır. Bir bayram ilmihali vardır, ona riayet etmek mecburiyetindeyiz. Bayramın sevincini yüreğinde hissetmesi, ailesi ve çocukları ile paylaşmasıdır. Bayramda en büyük ibadet sevinmektir. Bayramda en büyük yapılacak şey nedir diye Peygamberimize sorarlar. Sevinç, surur taşımaktır. Bugün Müslümanlar savaşıyorlar. Bizim ailemizle, bayramda sevinci paylaşmamız önemlidir. İkinci husus, yüreklerin en ağır yükü olan küskünlükleri ortadan kaldırmaktır. Alemi İslam da bir takım tutkulardan dolayı Müslümanlar birbirlerine karşı acımasız olabiliyorlar. Her türlü yolla birbirlerine karşı öfkelerini gazaplarını göstermekten çekinmiyorlar. Ahlak fazilet yarışından çok, bir güç tutkusunun öne çıktığını görüyoruz. Türkiye’deki bütün kardeşlerimize çağrım, yüreklerinizdeki küskünlükleri ortadan kaldırınız. Sosyal medya imkanı ortaya çıktıktan sonra bu yolla birbirlerine sevinç, güzellik taşımak gibi bir imkan var iken, sosyal medya aracılığı ile insanlar, birbirlerinin yüzüne söylemeyeceği her türlü öfkeyi, her türlü nefreti her türlü sövgüyü taşıyabiliyorlar. Bu hakikatin son derece üzücü bir durumudur. Bayramı vesile edinerek, gerek yüz yüze, söz söze, gerek yazı ile hiç kimse, kimseye hakaret etmesin. Güç tutkusu üzerine öfkesini ifade etmesin, sevinçlerini taşısın çağrısında bulunuyorum. Kurbanlarımızı keserken, Allahü Teala’ya yaklaştıran bir ibadettir. Bunu yaparken, Allah’tan uzaklaştıracak bir davranışta bulunamayız. Bayram yaptığımız için kurban kesiyoruz. Biz kurban kestiğimiz için bayram yapmıyoruz. Kurban, Hac ibadetinin bir parçasıdır. Bütün dünyadaki Müslümanlar kurban keserek, hac ibadetini cihan şümul hale getiriyorlar” diye konuştu.

UMREYE DE KOTA GELİYOR

Hac kotalarını arttırma görüşmeleri yaparken Umreye dahi sınırlamalar getirilmesinin gündemde olduğunu anlatan Başkan Görmez, “Ümidimiz, metafın (tavaf alanı) genişletme projesi tamamlandıktan sonra kota durumunun yeniden gözden geçirileceğidir. Buradaki sorun sadece metaf sorunu değildir. Kabe’nin etrafındaki yapılan binalar değil, buradaki sorun bir şehrin yapısı ile alakalı bir sorundur. Bunun kısa vadede çözüleceğine şahsen ihtimal vermiyorum. Uzun vadede ümmetin ortak aklının harekete geçerek, bir araya gelerek konuşması gerektiğini buradaki dostlarımıza ifade ediyorum. Kral Fahd’dan itibaren Suud hükümeti, Hac ibadetini kolaylaştırmak için çok büyük gayretler gösterdiğine şahit oluyoruz. Bunu söylemeyip sadece bir takım eksiklikleri söylersek haksızlık olur. İlk defa 1989’da geldim, o dönemden bu güne devasa değişiklikler oldu. Mekke ile Medine arasında hızlı tren yapıyorlar. Medine Belediye Başkanı 2015’in haccına yetiştireceklerini ifade etti. Büyük emekler veriliyor. Fakat hacca olan talebin önümüzdeki yıllarda ne kadar çoğalacağını dikkate alamayarak planlamalar yapıldığı için bu düzenlemeler maalesef ihtiyacı karşılayamayacaktır. Bütün düzenlemeler, yıllık talepler göz önüne alınarak yapılmalıydı. Avrupa’da bir müzeyi yılda 100 milyon insanın ziyaret ettiği görülüyor. Nasıl yapılıyor. İhtiyaç dikkate alınarak uzun vadeli planlamaların yapılması gerekiyor. Uzun vadeli çalışmalar yapılmalıdır” şeklinde konuştu. Mekke’nin genişlemesi 20 yıllık projeksiyonun yapılmasında ümmetin ortak aklı işlemiyor. Harameyn herhangi bir ülkenin öz malı olamaz. Bütün ümmetin, bütün Müslümanların, yeryüzünde iman eden her müminin en yüce değeridir. Bütün Müslümanların kıblegahıdır. Peygamberimiz bütün alemlerin efendisidir. Bugüne kadar çok hizmetlerimiz oldu. Bu işbirliğini, daha ileri götürme hususunda, ortak aklı, ortak bilgiye başvurulmasının ben çok önemli olduğuna inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda da bu ortak akla daha fazla ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

MEKKE-İ MÜKERREME’YE 50 YILLIK PROJEKSİYON GEREKİYOR

Suudilerin revaklar konusunu Türklerle paylaştığını anlatan Görmez, “Bu projeler ilk yapıldığında, Kral Abdullah’a, sunulduğunda tarihe geçecek çok önemli bir cümle sarf etti. Sizden ricam bütün bu çalışmaları yaparken, Kabe’nin ruhaniyetine gölge düşürecek şekilde yapmayın. Belki çeyrek asırlık, 50 yıllık, asırlık projeksiyonlar ortaya konulmalıdır. Revakların tamamını taşımak mümkün görülmüyor. Bazı yerlerde 3 sıra halinde kümbet şeklindeki kubbeler vardı. Bunlardan bir tanesinin tamamının etrafının yükseltilerek yerleştirileceğidir. Revaklara ait taşların olduğu yerleri gördüm. Tamamını yerleştirmek mümkün değildir“ diye konuştu. Kabe manzaralı odalar yerine, uydu kentler, Cidde, Medine ve Taif düzlüğünde yeni binalar yapılsaydı. Yer altında metrolarla gelip, Resulullah’ın ishiv dediği otları da keşke hacılar Kabe etrafında görebilselerdi” diye konuştu.

ALİMLER İNİSİYATİFİ İLE BARIŞ ARIYORUZ

Alimler inisiyatifi toplantısının çok başarılı geçtiğini anlatan Görmez, “Bir temas grubu oluşturarak ayrıldık. Kalıca bir temas kurulu oldu. Bir Sünni ve Şii başkan yardımcısı seçildi. İstanbul’da Ertuğrul Tekkesi merkez oldu. Genel sekreterlik oluştu. Bir tüzük hazırlandı. Hacdan sonra temas grubu Ankara’da bir araya gelecek. Belirlenen yol haritasına göre ikinci ziyaret yerimiz Irak olacak. Hem Sünni hem Şii alimleri ziyaret ederek, bu alimlerin mesajlarını taşıyacağız. Daha sonra İran ve Lübnan ziyaret edilecek. Bilhassa Sünni, Şii tartışmalarının olduğu yerlerde elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. Temas grubunun çalışmalarına göre Büyük Alimler Grubu yıllık kalıcı bir uluslararası bir şuraya, istişareye dönüşüp dönüşmeyeceğini, temas grubunun birinci yılın sonunda hazırlayacağı rapora göre belli olacak” dedi.

HALİFELİK KAVRAMI NASIL DEĞERLENDİRİLİR

Halifelik kavramı nasıl değerlendirilir sorusuna Başkan Görmez, “Ümmet kavramı Türkiye’de siyasi bir kavram olarak anlaşılır. Aslında dini ve ahlaki önemli bir boyutu vardır. Arapçada Üm anne demektir. Aynı anneden dünyaya gelmiş çocuklar gibi birlik içerisinde olmak anlamına gelir. Bu sıkıntı, baş olmama sorunu değildir. Bir ortak vicdanı ve ortak kalbinin, aklının olmaması sıkıntısıdır. Aynı annenin çocukları arasında, aynı ümmetin mensupları arasında ortak akıl, vicdan (her şeyi eşitleyen bir ortaklık demiyorum) meydana getirmeden adı ne olursa olsun, çok güçlü baş marifeti ile düzeltebileceğimizi hayal etmek akıl karı değildir” dedi.

TÜRKLER YURT DIŞINDA 500 BİN KURBAN KESİYOR

Türklerin yurtdışında keseceği kurban sayısına da değinen Görmez, “Yurt dışında bu sene keseceğimiz vekaletle kurban sayısı 150 bindir. Sivil toplum kuruluşlarımızın yaptığı çalışmaları da dikkate alırsak, ihtiyaç olan dış ülkelerde kesilen kurban sayımız 450-500 bini bulmaktır” dedi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.